Bibaha Logo Yükleniyor...

If you’d like to try an alternative to classic porcelain, then Tonda is the perfect complement to your home.

Search

Bibaha

TÜRK ÇİNİ SANATI MOTİFLERİNİN SINIFLANDIRILMASI

Sanat, bir milletin kültür seviyesinin ve sosyal hayatın sembollerini içinde taşır. Süsleme sanatı da bu anlayış içinde gelişip günümüze kadar gelmiştir. Türk Tezyini Sanatları’nın temelini oluşturan motiflerin kaynağı, ait olduğu devrin ve toplumun estetik, zevk, felsefe, gelenek, görenek, duygu ve inançlarıdır. Motifler, devirlerin tecrübe ve zevk süzgecinden elenerek, erişilmesi zor bir seviyeye ulaşmıştır. Türk Sanatı’nın zenginliği, motif çeşitlerinin bolluğu ve motiflerin son derece estetik bir yapıya sahip oluşlarından ileri gelmektedir.

Türk çini ve keramik sanatında kullanılan kompozisyonlar, çeşitli motiflerin, belirli bir anlayışla ve kurallarla birleştirilmesinden oluşmuştur. Bu motiflerin her biri, belirli kronolojik gelişmelerle, belirli zaman aralıklarında, Türk çini ve keramiklerinde görülmektedir.

Bitkisel ve hayvansal motifler, genelde stilize olarak görülmekte ise de zaman zaman naturalist özellikleri ile de dikkati çekerler. Türk süsleme sanatında, naturalist bitki ve hayvan figürleri tezhip sanatında, erken devirden itibaren görülmesine karşılık, Türk çini sanatında yer alması daha çok 18. yy da gerçekleşmiştir. 18. yy dan itibaren başlayan süsleme sanatındaki Rokoko üslubunun etkisi ve Edirnekari kalem işleri ile şukufenamelerde naturalist eğilimli bitkisel motifler görülmeye başlanmış, bu, çini sanatındaki bazı çiçeklerde de görülmüştür.

Bazı çini ve keramik gruplarında görülen süsleme şekli, bunların isimlendirilmesine neden olmuştur. Haliç İşi gibi.

Türk Çini ve Keramik Sanatının estetik ve teknik açıdan en parlak devri, 16. yy İznik Mercan Kırmızılı devir olmuştur. Bu devirde görülen çini ve keramik süslemesinde, Türk İslam süsleme sanatlarında görülen motiflerin senteze ulaştığı ve son şeklini aldığı bilinmektedir. 

Türk Çini Sanatındaki Motifler

A-BİTKİSEL MOTİFLER

1. YAPRAKLAR

   a. Tek Yapraklar

   b. Çift Yapraklar

   c. Üçlü Yapraklar

   d. Beşli Yapraklar

   e. Hançer Yapraklar

   f. Gül Yaprakları

   g. Karanfil Yaprakları

   h. Lale Yaprakları

   ı. Asma Yaprağı

   i. Sümbül Yaprağı

2. ÇİÇEKLER

   A. Hatayiler

     a. Basit Hatayiler

     b. Gelişmiş Hatayiler

   B. Şakayıklar

   C. Lotüsler

   D. Bahçe Çiçekleri

      a. Lale

      b. Karanfil

      c. Gül

      d. Zambak

      e. Çiğdem

      f. Menekşe

      g. Küpeli

   E. Kır Çiçekleri

3. AĞAÇLAR

   a. Servi

   b. Meyve Ağaçları

   c. Çiçek Açmış Ağaçlar (Bahar Dalları)

   d. Hayat Ağacı

B. İNSAN MOTİFLERİ

1. STİLİZE İNSAN MOTİFLERİ

     a. Süvari Figürleri (Atlı)

     b. Soylu Figürleri (Sultan)

     c. Erkek ve Kadın Figürleri

     d. Minyatürler

 2. REALİST İNSAN MOTİFLERİ

C. HAYVAN MOTİFLERİ

1. KUŞLAR

      a. Kartal

      b. Şahin

      c. Güvercin

      d. Kaz

      e. Ördek

      f. Horoz

      g. Keklik

      h. Sülün

      ı. Tavus kuşu

2. YIRTICI HAYVANLAR 

   a. Aslan

   b. Kaplan

   c. Leopar

   d. Tilki

   e. Kurt

   f. Ayı

3. EVCİL HAYVANLAR

   a. Boğa

   b. İnek

   c. Manda

   d. Deve

   e. Keçi

   f. Eşek

   g. Köpek

   h. Tavşan

   ı. At

   j. Geyik

4. SUDA YAŞAYAN CANLILAR

   a. Balık

   b. Su Salyangozları

5. SÜRÜNGENLER

    a. Yılan

D. MİTOLOJİK MOTİFLER

   a. Sfenks

   b. Foniks

   c. Harpi

   d. Siren

   e. grifon

   f. Zümrüt-ü Anka (Simurg)

   g. Ejder (Dragon)

E. RUMİ MOTİFLERİ

   a. Picide Rumi

   b. Sencide Rumi

   c. Hurdalı Rumi

   d. Sarmalı Rumi

F. MÜNHANİLER

G. GEOMETRİK MOTİFLER

  1. Basit Geometrik Motifler

     a. Doğru çizgilerden oluşan

     b. Eğri çizgilerden oluşan

     c. Doğru ve eğri çizgilerden oluşan

2. Karmaşık Geometrik Motifler

   a. Üçgenler

   b. Beşgenler

   c. Altıgenler

   d. Beş ve altı köşeli yıldızlar

   e. Haç ve gamalı haçlar

   f. Daireler

   g. Yamuklar

   e. Çokgenler

   f. Bunların karışık şekilde düzenlenmeleri

3. Zincirler

4. Zencerekler

   a. Basit zencerekler

   b. Karmaşık zencerekler

5. Münhaniler

6. Madalyonlar

H. MİMARİ MOTİFLER

  1. Dini Mimari Motifleri

     a. Kabe

     b. Cami

     c. Mescit

     d. Minare

     e. Kilise

  2. Sivil Mimari Motifleri

     a. Ev

     b. Köşk

     c. Yalı

     d. Bahçe

  3. Resmi Mimari Motifleri

     a. Saray

     b. Kasır

     c. Kale

I.İNSAN YAPISI FORMLARIN MOTİFLERİ

   1. Kaplar

      a. Vazolar

      b. Kulplu ve kulpsuz sürahiler

      c. Kulplu çanak ve vazolar

   2. Kandil ve Şamdanlar

   3. Leğen – İbrik

   4. Buhardanlık

   5. Gülübdan

J. DOĞADAN ALINAN MOTİFLER

  1. Bulut

  2. Akarsu ve durgunsu

  3. Kaya ve dağlar

  4. Güneş, Ay ve Yıldızlar

  5. Deniz

K. YAZI MOTİFLERİ

   1. Kitabeler

      a. Mimari Kitabeler

      b. Mezar Kitabeleri

      c. Vakıf Kitabeleri

   2. Firiz Şeklinde Kitabeler

      A. Dini Yazılar

         a. Mihrap

         b. Minber

         c. Ev

      B. Edebi Yazılar

         a. Dörtlükler

         b. Mısralar

         c. Atasözleri

    3. Usta İsimleri veya Semboller

L. GEMİ VE KALYONLAR

M. MODERN MOTİFLER

Motifler, belli formlar içinde de kullanılmışlardır. Bunlar;

Belirtilen bütün motifler, bazen yalnız, bazen bir arada, belli şekilller içinde bütünlük kazanarak bir kompozisyonu meydana getirir. Bunları ayrıca gruplamak gereklidir.

A – ROZETLER: Dairesel anlatımları olan bu örneklerin bazıları yerlerine göre sembol olmuşlardır. Hemen hemen her süslemede kullanıldıklan için pek çok çeşitleri vardır.

B – ŞEMSELER: Oval formlar içinde oluşan bu örneklerin en yaygın çeşitleri cilt kapaklarında bulunur. Ayrıca onbeşinci yüzyıl teship sanatının en seçkin şekillerindendir.

C – KÖŞELİKLER: Üçgen formlarda oluşup, köşe boşluklarını süsler.

D – ALINLIKLAR: Süslenen eserin ön ve en üst kısmında yer alan bölümüdür. Devirlerine göre değişik üzellikler taşırlar ve yerlerine göre de taç, tepelik gibi isim alırlar.

E – PANOLAR: Süsleme desenlerinin simetrik veya asimetrik tarzda oluşturduğu, bütünlenmiş bir kompozisyon görünümü taşıyan, yerine göre koltuk, köşelik vs. gibi çeşitli isimler alan, belirli formlar içinde dekore edilmiş tezyini parçalardır.

F – BORDÜRLER: Süslememizin zengin bölümünü teşkil ederler. Hemen hemen her tür desenin değişik boyutlarda uygulandığı, dekore edilmiş dar ve uzun satıhlardır. Yerine göre pervaz, ulama, kenar suyu gibi isimler alırlar.

Motifler desendeki yerlerine ve görevlerine göre de iki grupta toplanabilirler :

Birincisi; desenin hakim noktalarında kullanılan, büyük ve detaylı ana motifler.

İkincisi; deseni zenginleştiren, boşlukları dolduran, sapların kesişme noktalarını kapatan, daha küçük ve sade görünüşlü yardımcı motifler.

Bu sınıflandırma tasarıma göre değişebilir. Bir kompozisyonda ana motif olan, başkasında yardımcı motif olarak yer alabilir.

Türkler, tezyini sanatlara imzalarını atarken, modellerini gerçekçi bir bakışla tabiattan almışlar, belli başlı esas çizgileri koruyarak detayı atmışlar, kendi zevk ve estetik anlayışlarına göre çizmişlerdir. Stilizasyon veya üsluplaştırma adı verilen bu yolun, sanat dünyasında bir dönem noktası olduğu ve klasik motiflerin bu metodla ortaya çıktığı söylenebilir.

Osmanlı döneminde daha çok bitki kaynaklı motifler ön plana çıkar. HATAYİ grubu adı altında toplanan bu motifler yaprak, penç, hatayi, yarı üsluplaştırılmış çiçekler olmak üzere kendi içinde de gruplara ayrılırlar. 18. ve 19. yüzyıllarda çok rastlanan ve Avrupa tesiriyle, tabiattaki şekliyle süsleme sanatımıza giren çiçeklere ise şükufe adı verilir. Hatayi, Süsleme sanatlarımızın başlıca desenleri arasında en önemli türlerden biri olarak karşımıza çıkar. Hem çok sık kullanılmışlar, hem de pek çok çeşitlenmişlerdir. Çin ve Orta Asya’nın etkisi altında oluşan, çoğu kez kökeni belli olmayacak derecede stilize edilmiş çiçek ve yaprakların girift desenleridir. Yapı itibari ile küçük, büyük, üstten, yandan, sade veya çok çeşitli prullilerle, çeşitli ayrımlara tabi tutulabilirler. Ancak çiçeklerin türleri hakkında kesin bir karara varmak sakıncalı olduğu kadar zordur. Yapraklar ise çiçeklere göre daha az stilize edilmişlerdir. Buna rağmen (pençberk, seberk, berklitri, beri halkari) gibi pek çok Farsça kökenli isimlerle anılırlar. Ancak lügat manalarının ötesinde, çiçekler kadar ayrıcalık göstermezler. Hemen hemen hepsinde büyük bir simetri hakimiyeti göze çarpar. Birleşik hallerde, bordürde, alınlık, şemse ve panolarda, belirli kalıpların sınırlandırdığı çeşitli ortamlarda, özellikle, rumilerle oluşan kompozisyonlarda görülürler. Halı, çini, kâğıt, demir, taş, tahta, sedef vs. gibi değişik maddeler üzerinde farklı görünümlere sahiptirler. Devirlere göre farklı özellikler gösterirler. Örneğin; Anadolu Selçukluları zamanında basit ve ilkel görünümlerde olan hatayiler, 15. yüzyılda Çin sanatının etkisi ile, çok süslü biçimlerde bulunurlar. Buna karşın 16. yüzyılda en has Türk karakterine kavuşmuş olarak çok zenginleşmişlerdir.

Hayvan motifleri ise, hayal mahsulü efsanevi hayvan motifleri ve tabiat kaynaklı üsluplaştırılmış hayvan motifleri olmak üzere iki gruba ayrılır.  Osmanlı döneminde hatayi grubu kadar rağmet görmemekle birlikte, Orta Asya ve Selçuklu eserlerinde sıkça rastlanan ve Türk bezemelerinde ilk göze çarpan önemli bir motif grubudur.

Bulut için de aynı fikir geçerlidir. Bulutun Orta Asya’da Çinliler’den Türkler’e geçiş dönemi ile daha sonraki devirlerde kullanılış şekli çok büyük farklılık gösterir. Hayal mahsulü ejderhanın ağzında gazap ve öfke ifadesi olan bulut, Türk sanatkarları elinde, tabiattaki bulut halini almış, gerçekçi bir anlayış içinde kullanılmıştır.

Türk Süsleme motifleri arasında evren ile ilgili öğelerden, (ay, güneş, yıldızlar gibi) bulutun özellikle kendine mahsus bir yeri olduğu görülür. Bulutların her zaman hareket halinde olmaları nedeniyle çeşitli görünümlere girmeleri, sanatkarlara geniş ilham kaynağı olmuş ve zamanla çeşitli üsluplanmalara yol açmıştır denilebilir. En yaygın şekilde kullanılmaları 16 ve 17. yüzyıllarda olmuştur.

Uygulamada, bulutlar küçük veya büyük kümecikler halinde ele alınır. Bunların ince uzun ve kavisli olarak çizilenlerine bazı kaynaklar, bulut biçiminde stilize ejderha motifi de demektedir. Bulutları, Türk Süslemesinde başlıca dört bölüm halinde incelemekteyiz.

a- Kendi bünyeleri içinde, başka motiflerle karışmadan, bütün süslemeyi doldurmaları. (Kitabın kapak süslemesinde olduğu gibi)

b- Herhangi bir süslemeyi daha güzel gösterebilmek amacı ile yardımcı motif olarak kullanılmaları.

c- Desenleri yumuşak bir biçimlendirme amacını güden agraf (bağlantı) veya desenin çıkış noktasını simgeleyen zemin olarak kullanılmaları.

d- Doğaya en yakın şekilleri ile bir manzarayı tamamlamaları. Özellikle minyatür sanatında bulutlar, çeşit çeşit harikulade güzel üslupIarda bulunur.

Çintemani motifi sembolik düşünce motiflerinden birisidir.

Münhani ve rumi motiflerinin kökenleri Orta Asya’ya dayanır. Rumilerle yapılan kompozisyonlar başlı başına bir üslup doğurmuştur. Münhanilerin, rumilerin ayrıntılarından oluştuklarını kanıtlayan Orta Asya Uygur freskleri mevcuttur.

Rumiler Türk Süsleme üslupları arasında anlaşılması ve teknik yönden yapılması en zor fakat o nispette de en çarpıcı ve en estetik olanıdır.

Rumiler, batı dünyasında, yalnış olarak ‘Arabesk’ adı ile bilinirler. Haklarında muhtelif yorumlar yapılmış, çiçeklere, palmetlere, lotus çiçeğine, yapraklara hatta kabukları, açılmış bezelyeye bile benzetilmişlerdir. Ancak senelerdir yapılan araştırmalar, ruminin kesinlikle bitkisel olmadığını ortaya koymuştur.

Rumi’nin lügat manası Anadolulu demektir. Kökeninin Orta Asya olduğu, Selçuklu Türkleri tarafından 11. yüzyıldan itibaren süslemeye aktarıldığı ve muhtelif hayvan formlarının stilize edilmiş şekilleri olduğu pek çok örnek ile kanıtlanmıştır. 14.yüzyıla kadar rumi üslubu ile yapılmış süslemelerin çoğunda hayvanları tanımak mümkündür. Girift, kıvrık yollar üzerinde, tavşan, kurt, balık, kuş örnekleri açık seçiktir. Çiçek dalları ile rumi yolları hep ayrı kanallarda dolanıp, hiçbir zaman birbirlerinin yollarına karışmazlar. Zamanın akışı ve zihniyet gelişmelerinden olsa gerek, kuşların kafaları, tavşanların ayakları vs. gibi ayrıntılar kaybolunca, rumiler klasikleşmiş, yalın hallerine bürünmüşlerdir. 15, 16 ve 17. yüzyıllarda kökenlerini belli etmeyecek kadar katı stilize sekillerde görülürler. Ancak 18. yüzyıldan itibaren Batı etkileri ile tamamen soysuzlaşmaya başlarlar ve bazı hallerde yaprak ve bitkisel görünüm alırlar.

Rumi üsluplarının sade, çift, üç kanat, rumi içinde rumi, süslü, kıvrımlı gibi isimler alan pek çok çeşitleri vardır. 17. yüzyıla kadar olan zaman içinde çok zengin kompozisyonlar halinde sunulmuşlardır. Edirne Muradiye Camii Mihrabı’ndaki çini pano, Türk rumi üslubunun en güzel örneklerinden biridir.

Münhaniler, 11 ile 15. yüzyıllar boyunca Türk Süslemesinde, özellikle el yazması kitap tezyinatında çok sık rastlanan bir üslüptur. Genellikle Selçuklu tarafından kullanılmalarına ve kavisli, yumuşak ana yapılarına dayanarak Ord. Prof. Dr. A. Süheyl Ünver, bu üsluba “Selçuklu Münhanileri” adını vermiştir. Haklarında şimdiye kadar hiç bir yoruma ve yayına tesadüf edilememiştir.

Münhaniler, genel olarak rumilerin ve kuş kanatlarının iç bünyelerinde bulunan ayrıntılardan oluşup, kendine özgü bir renklendirme tekniğine sahiptir. Ancak rumilerde olduğu gibi bir sap üzerinde belirli aralıklarla devam etmeyip, birbirlerine yapışık kümeler halinde oluşurlar. İster bordür şeklinde, ister madalyonlar veya belirli formlar görünümünde olsun, daima birbirlerinin arkasından çıkacak şekillerde çizilerek meydana gelirler. Ayrıca her bir münhaninin daralan kısmı, kompozisyonun gerektirdiği belli bir yöne doğru, gittikçe incelerek devam eder.

Bazı hallerde, özellikle 14. yüzyıl minyatürlerinde bitkisel bir anlamda da kullanıldıkları görülür. Fakat bunları kesinlikle eski Mısır ve Yunan motifi olan “palmet” ile karıştırmamak gereklidir. Palmetin belirli bir motif olmasına karşın münhaniler, motif olarak düşünüldükleri vakit bile, pek çok çeşit gösterirler. Ayrıca temel yapımları da değişikliktir. En seçik kökenlerini, Uygurlara ait Bezeklik fresklerinde, bir canavar resminde görmekteyiz (Berlin, Staatliches Museum). Selçuklu münhanileri, teknik kolaylıkları ve ayrıntı zenginliği bakımından yeni terkiplere ve buluşlara da çok elverişli olduğu için, zamanımızın Türk süslemecileri tarafından benimsenmiş ve sevilmiş bir üsluptur.

Gemi ve kalyonlar, diğer motiflere oranla daha az kullanılmışlarsa da yine de pek çok çeşitleri görülmektedir. Özellikte onaltı ile onsekizinci yüzyıllar arasındaki Türk seramiklerinde çok görülür.

Yazı dekor ve motif olarak kullanılır.

Bordürler ve geçmeler; hemen hemen her dekorda kendisini göstermiş olan bir ifade tarzıdır. Bütün motif çeşitleri ile birlikte, değişik boyutlarda olmak üzere işlenebileceği çok geniş bir uygulama sahası vardır. Bordürler, kenarsuyu, pervaz ve ulama gibi birçok isimlerle tanımlanırlar. Ara, kenar, ince ve kalın bordürler olarak ayırımlara tabi tutuldukları kadar, uygulanan motiflere göre de tasnif edilebilirler. Bordürlerin ön çizimleri ana iskelet olarak adlandırılan şemalar üzerine kurulur. Yapılan araştırmalara göre, Türk Süslemesinde onaltı ana şema tespit edilmiştir. Bunların üzerine kurulmuş olan ve de kurulabilecek örnekler sayılamayacak kadar çoktur. Yapılan dekorlarda bordürler süsleme amacını güttüğü kadar, diğer süsleme bölümlerini de birbirlerinden ayırmak için uygulanırlar. Ayrıca birçok bordürün yan yana gelmesinden oluşan yekpare dekorlar da vardır. Yani panolar oluşturabilirler.

Geçmeler çoğunlukla bordürlerle uyum halindedir. Kullanılmaları çok eski tarihlere dayandığı gibi birçok topluluklarca da benimsenmişlerdir. Türk Süsleme sanatının her kolunda ve her devirde gözükürler. En estetik şekillerini Selçuklu Türkleri, mimari dekorlarında ve el yazması kitap süslemesinde kullanmışlardır diyebiliriz. Çizim ve yapılışları kolay olmakla beraber itina ve dikkat ister. Çalışmalar milimetrik veya kareli kağıda yapılır.

İslam sanatının en karakteristik süsleme unsurları olan ve yalın geometrik formların birleşiminden meydana gelen geometrik ağlar, Türk Tezyinatının önemli bir yerini işgal eder. Özellikle Anadolu Selçukluları döneminde geometrik anlamda yapılmış süslemeler pek yaygındır. Osmanlılarda ise bu tür motiflerin kökenlerindeki sembolik anlam yavaş, yavaş kaybolarak, onların zamanla salt bir süsleme haline dönüşmelerini sağlamıştır.

Geometrik desenler kare, dikdörtgen, üçgen, daire, poligon, baklava ve yıldızlar gibi birçok yalın formların birleşmesinden oluşmakta ve anlam olarak evrenin sonsuzluğunu simgelemektedirler. Genellikle sınırları katı çerçevelerle belirlenmeyen yerlerde uygulanarak, başlangıç ve bitiş noktası göstermezler. Örneğin dini mimarinin iç ve dış dekorlarında, maden, taş, kitap süslemeciliğinin uygulandığı alanlarda olduğu gibi. Geometrik motiflerin bazen rumi ve bitkisel motiflerle birlikte kullanıldığı da görülür. Ancak bu tarzda yapılmış olan kompozisyonlardaki hakimiyet, her zaman ayırımları meydana getiren geometrik formlarda kalır.

Araştırıcıların her zaman ilgisini çekmiş olan bu tip süslemeye değinen pek çok yorum ve özellikle dış kaynaklı, oldukça doyurucu yayın yapılmıştır.

16. yüzyılın ilk yarısı ile beraber saray nakışhanelerinde süslemeye yeni etkilerin hakim olduğu görülür. Diğer bir deyimle bunlar geniş ve zengin bir imparatorluğun zevkleri ile paralel yürüyen olgun bir sanat anlayışıdır. Klasik Türk Süslemesi adını alan bu yenilenme, özellikle bitkisel kavramı olan yarı natüralistik, yarı stilize bir üslup oluşturmuştur. Lale, gül, karanfil, sümbül, menekşe, nerkis, haseki küpesi gibi çiçekler, bahar dalları, ağaçlar, üzüm, elma, nar gibi bitkiler çeşit çeşit ve yepyeni biçimleri ile mimari anıtların, çinilerin, taşların, kitapların vs. süslemesinde kullanılarak eşsiz bir dekorasyon sanatının doğmasına etken olmuştur. Ayrıca bu yeni üslup, imparatorluğun sınırlarını aşmış, Avrupa ülkelerinin sanatını etkilemiş ve Osmanlı el sanatlarının kapışılmasına yol açmıştır. Örneğin Sir Harry Garner, 16. yüzyıl İznik yapısı çini ve seramikleri için şöyle demektedir: Renk ve dekorlanmaları yönünden daha güzelleri şimdiye dek yapılmamıştır.

18. yüzyılda Osmanlı İmparatorluğu’nun Batı dünyasına kapılarını açması ile birlikte, her şeyde olduğu gibi süslemecilikte de değişiklikler meydana gelmiş ve Batının oluşturduğu Barok, Ampir ve Rokoko stilleri mahalli karakterlerle karışarak “Türk Rokokosu” adı verilen yeni bir üslubun doğmasına yol açmıştır. Başlangıç tarihi takriben Sultan III. Ahmet zamanına rastlayan bu değişimler, 19. yüzyılın sonuna kadar devam etmiş ve Batı etkileri yaygın bir şekilde süsleme sanatlarını hakimiyeti altına almıştır. Klasik süsleme ile oranla az ilgisi olan lakin kendine özgü renk, şekil ve teknikleri ile Türk zevkine yeni katkılar getirdiği söylenebilir. Ancak 19. yüzyıl ortalarında aşırı süslü şekillere ve renklere bürünerek soysuzlaşmış ve çirkinleşmiştir.

Genellemek gerekirse, motif hakimiyetinin tamamen bitkisel süsler üzerinden oluştuğu ve hatta klasik rumi ve diğer desenlerin bu anlam için de uygulandığı görülür. Dallar, yapraklar ve çiçekler, vazolar, kablar içinde veya fiyonglarla bağlanarak, bazen doğaya yakın “natür-mort” kavramı içinde bazen de aşırılığa varan kıvrımlar ve çok girift profillerle bezemeyi tamamlar. Altın dahil olmak üzere bütün renklerin parlak ve canlı bir şekilde bir arada uygulanması yine bu üslubun özelliklerinden biridir.