
Türk Sanat Tarihi: Kökenleri ve Gelişimi
Türk Sanatı, Türk Tarihi ile yakın ilişki içindedir. Yapılan arkeoloji, sanat tarihi kazıları ve araştırmaları, Türklerin Orta Asya’da M.Ö. 4 bin yıllarından itibaren kültürleri olduğunu ortaya çıkarmıştır. Taş, kemik, maden, ahşap ve keramik malzemeli objeleri arasında, süslemeli olanlar da mevcuttur.
Orta Asya’da Hunlar’dan beri süzülüp gelen ve Uygurlar’da toplanan birçok tezyini desenlerin, Karahanlılar ve Gazneliler’den Büyük Selçuklular’a, Atabeyler’e, sonra Anadolu’da kurulan Türk devletlerine ve Anadolu Selçukluları’na kadar uzandığı; bu bezemelerin Anadolu Beylikleri’nde ve Osmanlılar’da da devam ettiği bilinmektedir. Bu devletlerde Türk Sanatı sürekli gelişmiş ve günümüze kadar ulaşmıştır. Bu süreklilik konusunda en aktif rol Uygur Türklerince sağlanmıştır. Orta Asya’da, dünyaca ünlü eserlerin çoğunluğu, Uygur sanatkârlarına aittir. Böylece Türk sanatının birliği, bütünlüğü ve devamlılığı ülke farklarını aşan bir güçle kendini belli eder.
Osmanlı sanatı, Hunlar’dan beri devam eden sanat zincirinin halkalarından biridir. Osmanlılarla Türk sanatı, dünya çapında geliştirilerek diğer Türk devletlerinde daha önceki tüm sanat birikimi bir sentez haline getirilerek zirveye ulaşmıştır.
Türk tarihine bakıldığında, merkeziyetçi devlet düzeni ve idaresinin başarı ile uygulandığı görülür. Bu düzen, sanat alanında da hâkim olmuş, neredeyse her devirde devlet merkezi, aynı zamanda kültür ve sanatın da merkezi olmuştur.
Türk sanat tarihi incelendiğinde görülür ki; nakkaşhaneler veya nakışhaneler kadim geleneğin başında yer alır. Âlimler ve sanatkârlar, hemen hemen her devirde devlet tarafından korunmuş ve teşvik edilmiştir. Nakkaşhanelerin, saray bünyesinde kurulmaları ve hükümdarın himayesinde olmaları, bu kurumların sorumluğunu ülke çapına yaymıştır. Ülkede yapılan bütün sanat çalışmalarının tasarımından, uygulanmasına kadar kontrolü, kalitesi, denetimi merkezi nakkaşhaneler tarafından yürütülmüştür. Bu durum, farklı kültürlerden beslenip zenginleşen ve gelişen sanatın milli üslubu korumasını sağlamıştır.
Yaşadığı dönemin en yetenekli sanatkarı kabul edilen kişi, hükümdar tarafından nakkaşhaneye ‘başnakkaş’ olarak tayin edilirdi. Nakkaşbaşı veya sernakkaş gibi isimlerle anılan bu kişi, sanat alanında en yetkili otorite olarak kabul edilirdi. Nakkaşhaneler sanatın sadece üretim merkezi değil, aynı zamanda genç sanatçıların yetiştirildiği merkezi bir okuldu. Türk tarihinde saraylarda nakışhane geleneği, Uygur Türkleri’ne kadar uzanır.
Sanat, Türkler’de dört büyük etki altında gelişerek doruğuna ulaşmıştır:
- Orta Asya ve Uzak Doğu etkileri. Uygur, Hun ve Çin sanatının anlayışları, Türk Sanatı’ndan hiçbir zaman kaybolmamıştır denilebilir. Birçok motif ve desenlerin kökenlerini özellikle Uygur resimlerinde aramak gereklidir.
- Yakın doğuda varlıklarını sürdürmüş olan pek çok toplumun kültürleri, dinleri ve sanat anlayışları da çok etken olmuştur. Başta 11. ve 12. yüzyıl İran Selçuklularının kendilerine öz kavramlarının, İlhanlıların parlak ve atak sanat ibdalarının, Timurluların ince ve zarif sanat görüşlerinin, Memlukların, Celayirilerin, Muzafferilerin, Akkoyunlu ve Karakoyunlu Türkmenlerinin ve nihayet Safavilerin süsleme sanatlarında gösterdikleri başarılı buluşların, Türk Sanatı’nın oluşmasında rol oynadığı kabul edilebilir.
- Türk Sanatı’nda görülen diğer bir etki de Yakın Doğu ve Anadolu’da hakimiyetlerini sürdürmüş olan eski uygarlıkların izleridir. Örneğin; Helenistik çağın, Hititlerin, Sümerlilerin, Sasanilerin ve Bizansın sanat kavramlarını bir karşılaştırma zemini olarak göstermek mümkündür.
- Yöresel etkiler: İklimler, doğa örtüleri, İmparatorluğun o yere verdiği önem ve ihtiyaç, çeşitli bölgelerde paralel üsluplar ve ekoller oluşturmuştur. Örneğin; Bağdat, Musul, Tebriz, Diyarbakır, Orta Anadolu (Konya, Kayseri, Sivas), Amasya, İstanbul, Bursa, Edirne ekolleri kendilerine özgün özellikler taşıyan süslemelerle doludur.
Bu dört etkinin yanı sıra, her devrin kendine göre değişen bir sanat kültürü anlayışı da göze çarpmaktadır. Yeni icatlar ve keşifler, batı dünyası ile ilişkilerin çoğalması Türk Sanatı’na yeni renkler, motifler, desenler getirmiştir. Bu açıdan ele alındığı zaman süslememizin tarihsel gelişimi beş bölüm üzerinden ele alınabilir:
- 13. yüzyıldan evvelki süslemeler.
- 13. ve 14. yüzyıl, Selçuklu ve Beylikler dönemi süslemeleri.
- Osmanlı erken devir ve 15. yüzyıl süslemeleri.
- 16. yüzyıl ve 17. yüzyılın ilk yarısının süslemeleri ki bu dönemde sanatımız doruğuna ulaşmış ve her dalında çok başarılı olmuştur. Böylece bu bölüm sanatımız “klasik devir” olarak tanımlanmaktadır.
- “Türk rokokosu” başlığı altında toplanan 18. ve 19. yüzyıl süslemeleri.
Türk Süslemeciliğinin bu tarihi gelişimi zaman içerisinde kendi köken, gelenek ve yorumlarına sıkı sıkıya bağlı kalarak İslam dünyasında seçkin bir yeri bulunduğu ne kadar gerçekse, bu gelişmede İslam düşüncesine de önemle sadık kaldığını belirtmek o kadar yerinde olur.
